Bu blog başta sağlık iletişimi, stratejik iletişim, halkla ilişkiler, kriz ve risk iletişimi yönetimi, propaganda konularında "gerçek", "yarı-gerçek" ve "üretilmiş gerçekler" ile ilgilenmektedir. Blog yazarı, enformasyon denizinde manipülasyon rüzgarıyla savrulanlara bir pusula sunmayı amaçlamaktadır.
24 Temmuz 2014 Perşembe
BİR KRİZ İLETİŞİMİ YÖNETİMİ VAKA ANALİZİ: KAYBOLAN MALEZYA HAVAYOLLARI MH370 SEFER SAYILI UÇAĞI
14 Mart 2014 Cuma
KAYIP MALEZYA HAVAYOLLARI MH370 UÇAĞI KRİZ YÖNETİMİ: OLGULARA ULAŞILAMADI, SPEKÜLASYONLAR ARTIYOR...
8 Mart 2014 Cumartesi günü 227 yolcusu ve 12 mürettebatı ile
radardan kaybolan uçak ile ilgili herhangi bir somut gelişme henüz
sağlanamadı. Arama çalışmalarının yedinci gününe girilirken uçaktakilerin
aileleri ve yakınları bu belirsizlik ortamında umutsuzluğun yanı sıra gittikçe
artan bir kızgınlık da yaşamaya başladılar. Malezya Sepang'da Malezya
otoritelerinin (Malezya Ulaştırma Bakanı ve Sivil Havacılık Dairesi Başkanı
başta olmak üzere) düzenledikleri basın toplantısı sırasında "Bize
doğruyu söyleyin!" diye bağıran bir kişi konuşma yapanlara doğru elindeki
pet su şişesini fırlattı, Pekin'deki Malezya Büyükelçiliği'nin önünde de
protestolar yapıldı ve gerçekte ne olduğunun bulunması için bir dilekçe imzaya
açıldı.
12 ülkeden 43 gemi ve 40 uçağın katıldığı arama-kurtarma faaliyetleri devam ederken, bu çalışmalara katılan ABD'nin 7.Filo'sunun komutanı aranan bölge için "satranç tahtasından futbol sahasına yöneldi" (söz konusu olan alan 92.600 kilometre kare olarak bildirildi) diyerek ne denli genişlediğine dikkati çekiyor. Son olarak Obama'nın üst düzey hükümet yetkililerinden biri uçakla son telsiz irtibatından sonra yaklaşık dört saat daha uçmaya devam ettiğine dair teknik veriler olduğu söylerken, Malezya hükümet yetkilileri ve Malezya Havayolları bu verileri doğrulamıyor (Rolls-Royce ve Boeing firmalarından elde edilen verilerin de yetkililerce tam olarak açıklanmadığı dikkat çekiyor). Yine geçtiğimiz günlerde Çin ve Vietnam deniz kuvvetlerinin uyduda tespit ettiklerini söyledikleri enkaz olması muhtemel görüntüler ise Malezyalı yetkililer tarafından doğrulanmamıştı. Kafa karıştırıcı ve birbiriyle çelişen enformasyon akışı, başta aileler ve yakınları için son derece rahatsız edici bir hal almışken, kriz iletişimi yönetimi açısından da hiç arzu edilmeyen bir durum. Öyle ki krizin Malezya Havayolları'nın itibarından yavaş yavaş Malezya'nın ülke imajını bile etkileyebilecek bir hale gelmeye başlamasına neden olabilir. Öte yandan aramaların Malay Yarımadası ve Malakka Boğazı açıklarından Hint Okyanusu'nun daha geniş kesimlerine doğru kaydırılabileceği de ifade edilmiş durumda.
12 ülkeden 43 gemi ve 40 uçağın katıldığı arama-kurtarma faaliyetleri devam ederken, bu çalışmalara katılan ABD'nin 7.Filo'sunun komutanı aranan bölge için "satranç tahtasından futbol sahasına yöneldi" (söz konusu olan alan 92.600 kilometre kare olarak bildirildi) diyerek ne denli genişlediğine dikkati çekiyor. Son olarak Obama'nın üst düzey hükümet yetkililerinden biri uçakla son telsiz irtibatından sonra yaklaşık dört saat daha uçmaya devam ettiğine dair teknik veriler olduğu söylerken, Malezya hükümet yetkilileri ve Malezya Havayolları bu verileri doğrulamıyor (Rolls-Royce ve Boeing firmalarından elde edilen verilerin de yetkililerce tam olarak açıklanmadığı dikkat çekiyor). Yine geçtiğimiz günlerde Çin ve Vietnam deniz kuvvetlerinin uyduda tespit ettiklerini söyledikleri enkaz olması muhtemel görüntüler ise Malezyalı yetkililer tarafından doğrulanmamıştı. Kafa karıştırıcı ve birbiriyle çelişen enformasyon akışı, başta aileler ve yakınları için son derece rahatsız edici bir hal almışken, kriz iletişimi yönetimi açısından da hiç arzu edilmeyen bir durum. Öyle ki krizin Malezya Havayolları'nın itibarından yavaş yavaş Malezya'nın ülke imajını bile etkileyebilecek bir hale gelmeye başlamasına neden olabilir. Öte yandan aramaların Malay Yarımadası ve Malakka Boğazı açıklarından Hint Okyanusu'nun daha geniş kesimlerine doğru kaydırılabileceği de ifade edilmiş durumda.
Etiketler:
Gölge Site,
kriz iletişimi yönetimi,
Kriz yönetimi,
Malezya Havayolları
9 Mart 2014 Pazar
KAYIP MALEZYA HAVAYOLLARI MH370 UÇAĞI ve KRİZ İLETİŞİMİ YÖNETİMİ SÜRECİ: İLK 48 SAAT
Kuala Lumpur-Pekin seferini yapan Malezya Havayolları’na ait MH370 sefer
sayılı Boeing 777-200 tarifeli uçağı, 227 yolcusu ve 12 mürettebatı ile
birlikte bu satırlar yazıldığında iki gündür halen kayıp statüsünde… Bu kriz
durumu ile ilgili belirsizlik, uçağa ait olduğu tahmin edilen ancak otoriteler
tarafından henüz onaylanmamış iki parça bulunmuş olsa da devam ediyor. Öte
yandan belirsizliğin sürmesi ile birlikte umutlar da neredeyse tamamen
kaybolmuş durumda, yolcuların aileleri ve yakınlarına “en kötüye hazırlıklı
olun” mesajı verildi. Şu ana kadar yürütülen faaliyetler ne yazık ki kriz
ile ilgili olguları saptamaya yeterli değil; ancak kriz iletişimi yönetimi
açısından “kitabına uygun” arama-kurtarma, bilgilendirme (medya, uçaktakilerin
aileleri, yakınları ve kamuoyu), kriz ekibinin oluşturulması, aksiyon alınması,
paydaşlarla iletişim faaliyetleri açısından analiz edilebilecek durumda.
Öncelikle Malezya Havayolları’nın proaktif bir Kriz Yönetim Planı (Crisis
Management Plan: CMP) olduğu ve bunu uygulamaya koydukları anlaşılıyor. Her ne
kadar kriz ile ilgili olgular, mesajlar, değerlendirme yapmak için çok erkense
de bir havayolu şirketinin kriz yönetimi süreci ile ilgili bir ön analiz sunmak
istedim…
Çin’in resmi haber ajansı Xinhua, MH370 sefer sayılı uçağın Vietnam hava
sahasında kaybolduğunu söylüyor. Gerçek zamanlı uçak izleme bilgisayar programı
ve aynı zamanda da bir akıllı telefon uygulaması olan Flight Radar24’ün
verileri de bunu doğruluyor. Malezya Havayolları yetkilileri, uçağın radardan
kaybolmadan önce Kuala Lumpur’a doğru geri dönüşe geçtiğini doğrulamış durumda.
Vietnam hava sahasında Güney Çin Denizi üzerinde yerel saat ile 12.41’de (AM)
radardan kaybolan uçağa ait olduğu önen sürülen iki parçanın uçağın radardan
kaybolmasından 44 saat sonra Tho Chu adasının güney-batı açıklarında Vietnam
Donanması tarafından bulunduğu açıklandı, ancak durum henüz netlik kazanmış
değil. Daha önceki saatlerde ise Güney Çin Denizi’nde sürdürülen arama-kurtarma
faaliyetlerinde rastlanan ve Vietnam Hava Kuvvetleri tarafından görüntülenen
deniz yüzeyindeki petrol tabakasından örnek alınarak uçağa ait olup olmadığı
araştırılıyordu. Arama-kurtarma çalışmalarına 40’dan fazla gemi ve 22 hava
aracı katılmış durumda. Bölgede Çin, Vietnam ve Filipinli ekipler
arama-kurtarma faaliyetlerini birlikte yürütüyorlar. ABD Donanmasının 7.
Filo’su da bölgede ve gittikçe çok uluslu hale gelen arama-kurtarma
faaliyetlerine katılıyor.
Etiketler:
kriz iletişimi yönetimi,
Kriz yönetimi
1 Mart 2014 Cumartesi
İNSEV'DEN PANEL: "SAĞLIK SİSTEMİ NEREYE GİDİYOR?"
7 Mart Cuma günü İnsan Sağlığı ve Eğitimi Vakfı (İNSEV) tarafından "Sağlık Sistemi Nereye Gidiyor?" konulu bir panel düzenleniyor. Moderatörlüğünü Prof.Dr. Zeki Kılıçaslan'ın (İNSEV) yaptığı panelde Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi Klinik Şefi Uzm.Dr. Emel Çağlar "Sağlık Sisteminin Hasta-Hekim İlişkisine Yansımaları" ve Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğr.Üyesi Doç.Dr.Osman Elbek de "Sağlık Sisteminde Hastalar ve Hekimler" konulu birer sunum gerçekleştirecekler. Ben de sağlık iletişiminin bakış açısı ile "Medyada Sağlığın Temsili" ile ilgili bir sunum yapacağım. İlgili herkesi bekliyoruz... Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için:
http://insev.org.tr/saglik-sistemi-nereye-gidiyor/
16 Aralık 2013 Pazartesi
MEVSİMLİK TARIM İŞÇİLERİNİN SAĞLIĞI ve SAĞLIK HABERCİLİĞİ
Ülkemizde mevsimlik tarım işçileri (MTİ) ve
ailelerinin zorlu yaşamlarının haber değeri genellikle başlarına gelen ölüm
olayları ile ancak 3.sayfa haberi olarak ölçülüyor. Oysaki aslında sorunun
kökeninde vahim bir halk sağlığı boyutunun yer aldığı bu haberlerde ne yazık ki
“ıskalanmış” oluyor. Trafik kazası, tarım ilacından zehirlenme, yılan veya
akrep sokması gibi nedenlerle ölüm ve yaralanmaları 3.sayfa haberlerinde yer
alan bu “kurbanlar” aslında buna neden olan sorunlara farkındalık yaratılması
ve ilgili kurumların harekete geçirilmesi ile önemli ölçüde “kurban” olmaktan
çıkarılabilirler. Kanunen yasak olduğu
halde gebeyken çalışan/çalıştırılan, tetanoz gibi son derece basit bir aşıyı
yaptırmadığı için kendisi ve kimi zaman da bebeği ölen, en temel barınma ve
beslenme ihtiyaçlarını karşılayamayan, eğitim imkânı bulamayan ya da sekteye uğrayan,
sağlık hizmetine çeşitli nedenlerle başvurmayan/başvuramayan bireyler ile
onların çocuklarının sağlıksızlıkları “kader” değil ve bu sorunlara yönelik
olarak medyaya büyük görev düşüyor.
Yukarında
belirtilen sorunlar doğrultusunda dışarıya en fazla MTİ gönderen Güneydoğu
Anadolu Bölgesi hedef alınarak hazırlanan “Doğru ve Etkili Sağlık İletişimi
İçin Sağlık Haberciliği Eğitim Toplantısı”, 12-13 Aralık 2013 tarihinde
Şanlıurfa’da gerçekleştirildi. Harran Üniversitesi Tarımda İş Sağlığı ve
Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen ve Basın İlan Kurumu’nun
da destek verdiği eğitim toplantısına yerel medyanın yoğun ilgisi vardı. Mevsimlik
tarım işçileri (MTİ) ve ailelerinin sağlıklarını olumsuz yönde etkileyen
sorunlara farkındalık yaratılması, sağlıkları ile ilgili risklerin önlenmesi/azaltılması, hastalıkların önlenmesi
konularında medyanın sağlık haberlerini nasıl daha etkili ele alabileceğinin
tartışıldığı programda, uygulamalı “sağlık haberciliği” eğitimi verildi.
Toplantının
ilk günü Harran Üniversitesi Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulama ve
Araştırma Merkezi Müdürü ve Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı
Prof.Dr. Zeynep Şimşek, “Sağlıklı Yaşamanın Yolları ve Medya” konusunda bir
sunum yaptı. Şimşek, “Binyıl Kalkınma Hedefleri”ne değindi ve gelişmekte olan ülkelerde
her yıl ölen yaklaşık 14 milyon çocuğun üçte ikisinin ailelerinin
bilgilendirilmesi ve sağlıklı davranışın kazandırılması ile önlenebileceğinin
tahmin edildiğini belirtti. Hastalıkları önleyici davranışın “kültür” haline
gelmesi gerektiğini ifade eden Şimşek, ishal ve sıtma ile ilgili
hazırlanabilecek radyo spotları örnekleri verdi. Prof.Dr. Zeynep Şimşek daha
sonra “Tarım ve Hayvancılığa Bağlı Toplum Sağlığı Sorunları ve Yürütülen
Programları” aktardı.
İkinci
gün ise “Tarımla İlgili Bazı Faktörlerin Anne Karnındaki Bebeğe Etkileri”
konusunda bir sunum yapan Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve
Embriyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç.Dr.Mete Köksal, gebe tarım işçilerini ve
bebeklerini bekleyen tehlikelere dikkat çekti. Kanunen yasak olduğu halde
gebeyken tarlada çalışan kadınların alacakları/maruz kalacakları ilaçların
bebek için son derece riskli olduğunu (örn. körlük, işitme kaybı, ensefalit,
zekâ geriliği gibi sonuçlara neden olabilmesi) belirten Köksal, gebe
kalınmasına karar verildikten 3 ay önce aile hekimine başvurulması gerektiğini
ve gebelik boyunca en az 4 kez aile hekimine ya da kadın doğum uzmanına muayene
olunması gerektiğini belirtti. Şanlıurfa Bulaşıcı Hastalıklar Kontrol Programları Şube Müdürü Dr.Muharrem
Öncül de “tetanoz aşısı” ile ölümcül tetanoz hastalığından gebeyken yapılan 2 doz aşı ile
korunmanın mümkün olduğunu, aşı karnesinin saklanmasının önemini aktardı.
Programın
ikinci günü öğleden sonra ise Prof.Dr.Zeynep Şimşek ile birlikte hazırladığımız
“Doğru ve Etkili Sağlık İletişimi İçin Sağlık Haberciliği-Programcılığı
Rehberi”*doğrultusunda
“Örneklerle Sağlık Haberciliği” başlıklı sunumu yaptım. Son olarak da yerel
medya mensuplarına “MTİ kadınların gebe sağlığı ve tetanoz aşısı” ile ilgili
haber yazma eğitimini gerçekleştirdik. Hazırlanan bu rehber ile öncelikli
olarak MTİ ve ailelerinin sağlık sorunlarına yönelik olarak doğru ve etkili bir
sağlık iletişimi için sağlık haberlerinin niteliği, bu haberlerin
hazırlanmasında dikkat edilmesi gereken unsurlar ve medyanın kamunun sağlık sorunlarına
yönelik bilgilendirme işlevinin yerine getirilmesini ele alıyor. Ulusal
basınımızın da halk sağlığı ve insan hakları açısından bu son derece önemli
konuya yer vermesi, farkındalık yaratarak sosyal değişim çabasına katkıda
bulunması dileğiyle…
Kaynaklar
Zeynep Şimşek “Mevsimlik Tarım İşçilerinin ve
Ailelerinin İhtiyaçlarının Belirlenmesi Araştırması 2011”, Harran Üniversitesi
Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı ve UNFPA, Şanlıurfa, Nisan 2012.
Zeynep Şimşek ve İnci Çınarlı, Doğru ve
Etkili Sağlık İletişimi İçin Sağlık Haberciliği-Programcılığı Rehberi, “Tarımda
İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayınları, No.4, Aralık
2013.
Zeynep Şimşek, “Sağlıklı Yaşamanın Yolları ve
Medya” başlıklı sunum, Doğru ve Etkili Sağlık İletişimi İçin Sağlık Haberciliği
Eğitim Toplantısı, 12-13 Aralık 2013, Şanlıurfa.
* Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu
UNFPA işbirliği, Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Hollanda
Büyükelçiliği ve Toros Tarım katkılarıyla yürütülen ‘TUR5R21A’ no’lu Mevsimlik
Tarım İşçileri ve Ailelerinin Sağlığını Geliştirme Ülke Programı kapsamında
hazırlanmıştır.
19 Haziran 2013 Çarşamba
SAĞLIK İLETİŞİMİNİN BAKIŞ AÇISI İLE TÜRKİYE’DE SAĞLIK İŞYERİ ORTAMINDA SAĞLIK ÇALIŞANLARINA YÖNELİK ŞİDDET
Aşağıdaki makale Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Hakemli Akademik Yayını "İleti-ş-im"in Sağlık İletişimi Özel Sayısı'nda yayınlanmıştır (Nisan 2013). Türkiye'de ilk defa sağlık iletişimi alanındaki çalışmaları bir araya getiren bu dergi, 2011 yılında aramızdan ayrılan sevgili arkadaşımız ve meslektaşımız Doç.Dr.Melike BATUR YAMANER'in anısına ithaf edilmiştir.
Yazarlar: Doç.Dr.İnci ÇINARLI ve Doç.Dr.Halime YÜCEL
Giriş
Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de toplumsal hayatın her alanını kuşatan şiddet ve saldırganlık olgusuna özellikle de iş yeri ortamı dikkate alındığında en fazla sağlık hizmeti sektöründe rastlanmaktadır. Gerek hasta ve hasta yakınları tarafından sağlık çalışanlarına yönelik, gerekse sağlık çalışanları tarafından hasta ve hasta yakınlarına, hatta sağlık çalışanlarının birbirlerine uyguladıkları şiddet; özellikle son yıllarda sıklıkla Türkiye’nin gündeminde yer almaktadır. Kurumsal, toplumsal ve bireysel düzeylerde nedenleri olan sağlık iş yeri ortamındaki şiddet sorunu, bu nedenlerin kendi aralarında da karmaşık bir ilişki gösterdiği bir özelliğe sahiptir. Öte yandan şiddetin ve saldırgan davranışın nedenlerini açıklayan farklı kuram ve görüşlerin olması da bu sorunun tekil çözümlerle ele alınamayacağının bir göstergesidir.
Sağlık hizmetinin aksamasına, kalitesinin düşmesine, sağlık çalışanlarının fiziksel ve ruhsal sağlıkları üzerinde olumsuz etkilere, işgücünde, ekonomik alanda kayıplara neden olan sağlık kuruluşlarına ve sağlık sistemine karşı güvensizliğin artmasına, sağlık işyeri ortamındaki şiddet olgusu; nedenleri ve çözümleri itibarı ile disiplinlerarası bir anlayışla ele alınmalıdır.
Olumlu sağlık çıktılarının elde edilebilmesi için bireylerin sağlık davranışı üzerinde etkili olan sağlık iletişimi, aynı zamanda da bu çıktılara ulaşmak için gerekli ideal enformasyon ortamının oluşması ve kamu sağlığına yönelik siyasalar oluşturulması tartışmalarına da yapıcı katkılarda bulunan bir disiplindir. Bu makalede sağlık iletişimi açısından medyada nasıl bir kamusal enformasyon ortamının oluşması halinde sağlık iş yeri ortamında şiddetin azalmasına olumlu katkıda bulunabileceği tartışılmaktadır. Bu doğrultuda öncelikle şiddetin ve saldırgan davranışın evrensel olarak tanımlanmasındaki sorunsal ortaya konulmuş, günümüzde epidemi haline gelen şiddetin bir kamu sağlığı sorunu olarak nasıl değerlendirilebileceği, sağlık iş yeri ortamındaki şiddetin özellikleri ve sağlık iletişiminin bu noktadaki rolünün ne olabileceği tartışılmıştır. Bu amaçla Türkiye’de son dönemlerde artış gösteren sağlık işyeri ortamındaki şiddet vakalarının yazılı basınımızda nasıl bir söylem ile ele alındığı incelenmiştir.
SAĞLIK ÇALIŞANLARINA YÖNELİK ŞİDDET ve İNGİLTERE’DE BU SORUNA YÖNELİK SİYASA OLUŞTURULMASI ÖRNEĞİNE DAİR
1999 yılında Birleşik Krallık'da hükümet öncülüğünde başlatılan “Sıfır Hoşgörü Siyasası” (ZTP-Zero Tolerance Policing) ve bu kapsamda lanse edilen “Sıfır Hoşgörü Bölgesi” (ZTZ-Zero Tolerance Zone) kampanyası Türkiye’de önemli bir sorun olmaya devam eden sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusunda bir model olabilir mi?
Aslında "Sıfır Hoşgörü" genel olarak suç ile mücadelede 1990'lardan beri kullanılan bir kavram ve uygulamadır. Biz de bu kavramı "Sıfır Tolerans" olarak kullanıyoruz ancak bu stratejinin kullanılmasında önemli bir noktaya da dikkat çekmek gerekiyor; eğer istenilen hedefe ulaşılamazsa (örn. suç oranı azalmazsa) politikacılar kamuoyunda yüksek oranda eleştiri alıyorlar ve bu stratejiyi uygulayan kurumlar da itibar kaybına uğrama tehdidi ile karşılaşabiliyorlar. Bu nedenle, bu strateji; iki ucu keskin bir bıçak gibi…
Öncelikle Birleşik Krallık’da NHS'ler (National Health Service-Ulusal Sağlık Hizmeti) kapsamında başlatılan kampanyanın değerlendirme sonuçlarında şiddet olaylarında azalma değil, belirli dönemlerde artış görüldüğünü belirtelim (örn. Birleşik Krallık dâhilinde İngiltere'de hedeflere bazı noktalarda ulaşılamadığı yönünde değerlendirmeler bulunmakta)... Bunun en önemli nedenleri; şiddet tanımının kapsamının genişletilmesidir. Avrupa Komisyonu'nun "iş ile ilgili şiddet" (work related violence) tanımı AB ülkelerinde kullanılmaktadır ki örneğin istismar da şiddet kapsamına alınmıştır (standart bir tanım kullanılması önemlidir) ve de şiddetin rapor edilmesi teşvik edildiği için daha fazla şiddet vak'ası kayıtlara geçmiştir. Bu noktada; zihinsel sağlıkları nedeni ile şiddet gösteren hastaların durumlarının da farklı değerlendirilmelisi gerektiğini hatırlatalım…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)